Oyun Dünyasının Japon Üstatları

Nintendo, oyun seven ya da sevmeyen herkesin aklında anılar çağrıştırabilecek nadir markalardan biri. Tetris’i bir kez dahi oynadıysanız bu konuda anlaşıyoruz demektir. 21. yy. hastalığı sayılan internet ve oyun bağımlılığını bir yana bırakıp, bu evrenin çok daha masum olduğu bir çağa geri dönüp bakmaya ne dersiniz?

Bahsettiğimiz dönem Playstation Thumb, 3D Optical Disorder, Wiimote omuz çıkığı ya da en basitinden uyuyamama gibi evrensel hastalıkların olmadığı zamanı kapsıyor. Özellikle 90’larda çocuksanız ilk jenerasyon Game Boy ile ayrı bir aşk yaşayıp bunun devamını getirmiş kitleden olabilirsiniz. Sektörün ne kadar ilerlediğini düşünürsek, bugünün mahsullerini elbette ikonik Japon isimlere borçlu olduğumuzu anlayabiliriz.

Dijital Devrim kapsamında işleri sergilenen Gunpei Yokoi ve Shigeru Miyamoto, oyun dünyasını sonsuza dek değiştiren iki isim. Gunpei Yokoi, 1965’te Nintendo’ya katıldığında, marka sadece oyun kartları satan bir firmaydı. Üretim hattı makinalarıyla ilgili işe alınan Yokoi’den ‘’harika’’ bir şey yaratması istendi. Oyun kartları ile işin ilerlemeyeceğini aklına koyan Nintendo, tamamen farklı arayışlar içindeydi.

 

SONY DSC

 

Bu isteği oldukça ciddiye alan Yokoi, 1.2 milyon adet satılan Ultra Hand’i yarattı. 70’lere doğru ilerlediğimizde ise monokrom LCD ekranı ile akılları baştan alan Game&Watch’u piyasaya sürdü. Çocukların avcuna oturan küçük ekranlı oyun, geliştirilmeye oldukça açık bir mecraydı. Altmış farklı yazılım yaratarak oyunları geliştirmeye devam eden isim ‘’artı’’ olarak adlandıracağımız tuşu da yarattıktan sonra, 1989 senesinde Game Boy’a imza attı.

gb1

Shigeru Miyamoto ise Donkey Kong, The Legend of Zelda, Pikmin Star Fox oyun serilerinin yapımcısıdır. Aynı zamanda Mario oyunun yaratıcısı dersek, buradan hepimizin hayatına dahil olduğunu anlayabiliriz. İngilizce konuşan, uzaktan Meksikalı havası barındıran fakat İtalyan olan bu tesisatçı, bir anda herkesin gönlünde taht kurmuştur. Aslında, neredeyse tüm oyunda Miyamoto, çocukluğundan esinlenmiştir.

mario

Miyamoto’nun büyüdüğü şehir olan, betonlaşmış şehir mimarisinden uzak Sonebe ve orada keşfettiği mağara, gözlemleyebileceği doğa, okuduğu kitaplarla birleşince bizler sonucu Mario olarak elde etmiş oluyoruz. Bloklara giren Mario, aynı zamanda kaplumbağaların üzerinden atlar, belki göğe kadar zıplayabilir, mantarları yediğinde büyür fakat süper kahraman asla olamaz. İşte bu noktada Mario furyasının içinde barındırdığı gerçekçiliği ancak büyüyünce fark edebiliyoruz. Şu ana kadar 210 milyondan fazla satışa imza atan oyun, en çok satan video oyunu ünvanını hala kaybetmemiştir.

shigeru miyamoto

Eğer bir oyun tutkunuysanız, hem yakın teknoloji tarihine, hem de günümüze ışık tutan iki ismin işlerini kaçırmamak için Digital Revolution’a gelmenizi tavsiye ederiz. Böylece günümüzde her sene bambaşka bir boyut kazanan oyun sektörünün en başına bir yolculuk gerçekleştirebilirsiniz.